Rauf Raif Denktaş ...

Rauf Raif Denktaş ...
banner78

Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesine damgasını vuran, ömrünü halkına adayan, sadece Kıbrıs Türk halkı için değil Türk dünyası için de önemli bir lider olan Rauf Raif Denktaş, 27 Ocak 1924’te, Kıbrıs’ın Baf kasabasında doğdu. Babası Baf Kaza Hakimi Mehmet Raif'ti. İlk büyük kaybını ve yaşamının dönüm noktalarından birini çok küçükken, daha bir buçuk yaşındayken yaşadı. Annesi Emine Hanım'ı kaybetti. 

MİLLİYETÇİ BİR BABA VE DEDE

7 yaşına kadar, dedesi “Şeherli Mehmet” tarafından büyütüldü. Babası ve dedesinden dinledikleri, daha o yaşlarda hafızasına kazındı, milliyetçi bir genç olarak yetişmesinde rol oynadı. Osmanlı askerlerinin adayı terkettiğini gören dedesinin "Gittiler ama yine gelecekler... Ben göremedim ama sizler göreceksiniz" sözleri hiç aklından çıkmadı. 

Lefkoşa'da Mahmutpaşa Sokağı’ndaki evin geniş bahçesinde mersin dallarında sallanarak oynarken şu şiiri okuyordu:

“Tayyareci yapacak çocuğunu babalar,
Düşman! Bu küçük tayyareciyi tanı,
Kanatları altında saklayacak vatanı.”



DOKTOR KÜÇÜK’ÜN “O BÜYÜK DAVASINA” SARILDI

17 yaşındayken babasını da kaybetti. Babasının "Sen Kıbrıs'ta kal, güçlü bir avukat ve gazeteci ol" sözlerini vasiyet addedecek ve Doktor Fazıl Küçük'ün davasında babasının ümidini ve beklentilerini bularak, kendi deyimiyle "o büyük davaya" sarılacaktı.
Babasını kaybettiği yıl, 1941'de İngiliz Okulu'ndan mezun oldu ve İngiliz Askeri Karargahı'nda tercüman olarak çalışmaya başladı. Bu hayatında maaş aldığı ilk işi olacaktı. Kısa bir süre sonra bu görevden istifa etti ve mahkemelerde açılan sınavı kazanarak katiplik yapmaya başladı. Ardından da İngiliz Okulu'da öğretmenlik.  
Aynı yıllarda Halkın Sesi gazetesinde, memurların yazı yazması yasak olduğu için,  imzasız yazıları yayınlanmaya başlayacaktı. Artık Doktor Küçük'ün davası, onun da davası olacaktı.

LONDRA’DA HUKUK EĞİTİMİ

1944'te, burs alarak Hukuk tahsili görmek üzere İngiltere'ye gitti. 1947 yılında Lincoln’s Inn’den mezun oldu.  İkinci Dünya Savaşı yıllarını ve barışı yaşadığı Londra günleri hukuk tahsilinin yanı sıra, onun için aynı zamanda eşsiz bir hayat deneyimi de olacaktı. 1947 yılının mart ayında Fuadiye vapuruyla İskenderiye üzerinden Mağusa’ya döndü.  Artık hayatının yeni bir dönemi başlıyordu. Aynı yıl avukatlığa başladı. 

Dönüşüne en çok sevinenlerden biri Doktor Küçük oldu. Kendi düşüncelerine yakın, genç bir avukat “mili mücadelede” artık çok daha yakınında olacak, Kıbrıslı Türkler için birlikte çalışacaklardı.

24 YAŞINDA HALKA İLK SESLENİŞ

Kıbrıs’ta geniş kitleler tarafından tanınması, ilk kez adaya dönüşünden bir yıl sonra 1948’de Selimiye Meydanı’nda düzenlenen büyük Enosis karşıtı mitingde oldu. İlk kes halka seslendi.  Heyecanlı ve coşkuluydu. Kürsüden inerken kalabalıktan yükselen alkışlar, aynı zamanda iyi bir hatip olduğunun ve ilerleyen yıllarda daha etkili bir rol oynayacağının işaretiydi.

Denktaş, Kıbrıs Türk Liderliğinin talebi üzerine 1949’da avukatlık yaptığı hukuk bürosundan ayrıldı ve önce savcı yardımcısı ardından da savcı olarak çalışmaya başladı. 1957 sonunda İngilizlerin Ada’yı 5-10 yıl içinde Yunanistan’a devredeceğini gören Denktaş, savcılıktan istifa ederek, Dr. Küçük’ün yanında daha etkin bir şekilde yer aldı.


AYDIN DENKTAŞ’LA EVLİLİK

1949'da, 25 yaşındayken, kendisinden 9 yaş küçük olan, amcasının kızı Aydın Hanım'la evlendi. Aydın Hanım daha doğduğu gün, onu “işte nişanlın” diyerek kucağına vermişler, İngiltere'ye tahsile giderken de aralarında bir “söz” kesmişlerdi. Aydın Hanım'la evlilikleri ölene dek, tam 63 yıl sürecek, bu evlilikten 6 çocukları olacak, ancak üçünü kaybedeceklerdi. 



3 KEZ EVLAT ACISI YAŞADI

Denktaş ailesinin yaşadıkları zorluklar sadece Rauf Denktaş’ın siyasi kimliğinden kaynaklanmıyordu.  Acıların en büyüğünü, hem de birden fazla kez yaşadılar.  Aydın ve Rauf Denktaş, 6 çocuklarından üçünü kaybettiler. Tam üç kez evlat acısı yaşadılar. İlk kayıpları Raif ve Münir’in ardından üçüncü çocukları olan Dilek’ti. Beyin rahatsızlığı olan Dilek’i tedavi için götürdükleri Londra’da, 1957’de ikibuçuk yaşındayken kaybettiler ve oraya defnettiler. 

İkinci kayıpları ise Dilek’ten bir yıl sonra, 1958’de, 7 yaşındaki oğulları Münir oldu. Aydın Denktaş’ın, kendi babasının adını verdiği Münir, Rauf Denktaş İstanbul ziyaretindeyken, bademcik ameliyatında hayatını kaybetti. Rauf Denktaş cenazeye yetişemeyince, Aydın Denktaş oğlunu yalnız başına defnetti. Denktaş, adaya döndükten sonra Münir’in mezarının başına gidecek ve Kıbrıs meselesiyle uğraşırken, onunla yeterince ilgilenmediği için kendini suçlayacaktı. 

Art arda iki evlat acısı yaşan Denktaş ailesi, oğulları Serdar ve ikiz kızları Ender ve Değer’in dünyaya gelmesiyle yeniden büyüdü.

Ancak Münir’in ölümünden 28 yıl sonra, Denktaş’lar bir kez daha evlat acısı yaşadılar. İlk çocukları Raif’i, 1985’te, 34 yaşındayken bir trafik kazasında kaybettiler. Denktaş ve tüm aile derinden sarsılmıştı.



SAVCILIKTAN İSTİFA VE MİLLİ MÜCADELEDE DAHA AKTİF BİR DÖNEM

İngiliz Yönetimi’ndeki  savcılık görevinden görevinden istifa ettikten sonra toplum problemlerinde daha aktif bir rol oynamaya başladı ve Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu Başkanlığı’na seçildi.

Rumların, Atina’dan sevk ve idare edilen EOKA yer altı teşkilatının saldırıları karşısında etkin bir kuruluşa olan ihtiyacı gören Denktaş, iki arkadaşı ile birlikte Kasım 1957’de Türk Mukavemet Teşkilatı’nı kurdu. Denktaş, 1958’de büyük ölçüde artan EOKA saldırıları karşısında Türk Mukavemeti’nin etkili şekilde görev yapmasını sağladı.  

1960’ta yeni kurulan ortaklık Cumhuriyeti'nde Rauf Denktaş Cemaat Meclisi Başkanlığı ile İcra Komitesi Başkanlığı’na seçilmiştir.

ANKARA’DA SÜRGÜN YILLARI

1960-1963 yılları arasında NACAK gazetesini çıkardı. 1963 olaylarından sonra Londra Konferansı ve Birleşmiş Milletler’de Kıbrıs Türk halkının haklarını savunan Denktaş’ın, adaya dönüşü Makarios tarafından yasaklandı ve istenmeyen adam ilan edildi. 1967 sonunda gizlice küçük bir gemiyle tekrar adaya çıktı, ancak, Rumlar tarafından yakalandı ve esir düştü. Türkiye Cumhuriyeti’nin baskısı ile 13 gün sonra Ankara’ya iade edildi.

Hakkındaki yasağın kalkması ve Ada’ya normal yoldan dönebilmesi için bir yıl daha beklemesi gerekecekti. Yasağın kalkmasının ardından 1968 Nisan ayında normal yoldan Kıbrıs’a geldi. Kıbrıs’taki mücadeleye kaldığı yerden devam edecekti. 

Rauf Denktaş, 5 Temmuz 1970 tarihinde yapılan genel seçimlerde yeniden Türk Cemaat Meclisi’ne Meclis Başkanı seçildi. 

GÖREVİ DOKTOR KÜÇÜK’TEN DEVRALDI

16 Şubat 1973 tarihinde Kıbrıs Türk toplumu tarafından yeniden Başkan seçildi ve 28 Şubat 1973’te Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı olarak göreve başladı.
 
1974 Türk Barış Harekatı sonrasında 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilanını sağladı, Devlet Başkanı ve Meclis Başkanı görevlerini yürüttü. Federe Devlet Anayasası uyarınca 20 Haziran 1976 günü yapılan ilk Genel Seçimlerde büyük bir çoğunlukla, halk tarafından seçildi. 1981’de ikinci kez Devlet Başkanlığı’na seçilen Denktaş, 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etti ve 1985’te Cumhurbaşkanlığı’na seçildi. 1990, 1995 ve 2000 yıllarındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanarak görevine devam etti. Ancak 2005’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmadı.  1973’ten 2005’e kadar tam 32 yıl Kıbrıs Türk halkının liderliğini yürüten Denktaş, dünyada seçimle en fazla iktidarda kalan liderler arasında yer aldı. 



MÜZAKERE MASASINDA 36 YIL KIBRISLI TÜRKLERİ TEMSİL ETTİ

50 yıl süren müzakerelerin 36 yılında, Kıbrıs Türk toplumu adına masaya oturan isim Rauf Denktaş oldu.  İlk randevusu 1968’de Glafkos Kliridis ile gerçekleşti. Denktaş’ın karşısına sırayla, Klerides, Makarios, Kiprianu, Vasiliu ve son olarak yeniden Kliridis oturdu.  

CUMHURBAŞKANLIĞI’NDAN AYRILDI AMA DAVA İÇİN ÇALIŞMAYI SÜRDÜRDÜ
 
2005’den itibaren Lefkoşa’daki resmi ofisinde halkla ilişkilerini sürdürdü.  Kıbrıs davası hakkında yazılar, makaleler yazdı, TV programları yaptı, Anadolu’dan gelen davetlere ve üniversitelere giderek Kıbrıs davasını anlatan konferanslar vermeyi sürdürdü. 

Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrılmasına rağmen, zamanın büyük bölümünde Kıbrıs meselesi ile ilgili çalışmalar yapmaya devam etti.  Bu çaba, yaşamını yitirmesinden çok kısa bir süre öncesine kadar devam etti. 

Adı Kıbrıs’la, Kıbrıslı Türklerle ve halkı için verdiği mücadelesiyle özdeşleşen Rauf Raif Denktaş, 13 Ocak 2012 tarihinde 88 yaşındayken hayata veda etti. 

 Kıbrıs Türk siyasi tarihinin en çok tanınan ismi, KKTC'nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın, 88 yıllık hayatında büyük iz bıraktığı kişilerden biri olan, 10 yıl birlikte çalıştığı Özel Kalem Müdürü Uğur Karagözlü, Denktaş'a karşı işlenen birçok ihanete tanık olduğunu, Denktaş'ın bunlardan biri hariç hepsini affettiğini söyledi.

Denktaş'ı "dev bir politikacı ve kurnaz diplomat" diye niteleyen Karagözlü, Denktaş'ın, Kıbrıslı Türklerin Rumlara karşı bir varoluş mücadelesi içinde olduğuna inandığını, hayatını buna adadığını, bu nedenle ailesini de ihmal ettiğini kaydetti.

Karagözlü, "Denktaş" dendiğinde aklına "mücadeleci yönü, dehası, insanlığı ve babalığının" geldiğini ifade etti.

Merhum Denktaş'ın işkolikliği nedeniyle özel hayatı olmadığını vurgulayan Karagözlü, tanıdığı en yumuşak kalpli insanlardan biri olduğunu belirttiği Denktaş için, "Kıbrıs meselesi dışında kimseye 'hayır' deme kabiliyeti olmayan bir insandı" yorumunda bulundu.

Karagözlü, Denktaş'ın espri anlayışı çok güçlü bir insan olduğunu ve yanında çalıştığı yıllarda her gün, en gergin zamanlarda bile kahkahalarla güldüklerini söyledi.

1994-2003 yılları arasında Denktaş’ın Özel Kalem Müdürlüğünü yürüten Uğur Karagözlü, ölümünün 7'nci yıl dönümünde, TAK'ın, Denktaş'la ilgili sorularını yanıtladı, düşüncelerini ve anılarını paylaştı.

Uğur Karagözlü, merhum Rauf Denktaş'la 1990'lı yılların başında tanışmış. "Körfez Krizi ve Polly Peck krizinin buraları çok fena vurduğu ve işsiz kaldığım bir dönemde..." dedi.

DENKTAŞ'IN, KENNEDY'YE YAZDIĞI MEKTUP VE HAYRANLIK

Tercüman olarak göreve başladığı Cumhurbaşkanlığı'ndaki ilk aylarında Denktaş'ı bir kez bile görmeyen Karagözlü'nün Denktaş'la ilk tanışıklıkları ise bir sabah tashih etmesi için önünde bulduğu bir mektup sayesinde olmuş. Karagözlü, Denktaş'a hayranlığının bu mektup sayesinde başladığını ifade ederek o günü şöyle anlattı:

"TOLSTOY KİTABI GİBİ BİR MEKTUP VE MUHTEŞEM İNGİLİZCE"

"Senatör Edward Kennedy’ye yazdığı bir mektuptu bu. Mektuptan çok, ciltli bir kitabı andıran bir şeydi. Bir Tolstoy kitabı niteliğinde ve uzunluğunda bir mektup... Muhteşem bir İngilizceyle yazılmış, benim kapasitemi çok aşan bir mektup.

Benim Denktaş Beye olan hayranlığım işte o gün başladı.

Çok farklı nitelikte bir insan olduğunu ilk kez o gün, o mektup ile anlamıştım.

Ondan sonra Müsteşar Taner Etkin Bey aracılığıyla yazılar yağmaya başladı ama uzun bir süre yüz yüze hiç gelmedik. Benim varlığımdan haberdar olduğunu da sanmıyordum, ta ki bir gün bir konuda benim ne düşündüğümü yazılı olarak sorana kadar.

Zamanla yabancı diplomatlarla olan görüşmelere de girmeye başladım, not tutucu olarak..."

"NEREDEN BULDULAR BU UYURGEZERİ?"

Uğur Karagözlü, daha sonraki süreçte, yıllık izne çıktığı bir dönemde kendini Özel Kalem Müdürü Göral Tanova'nın yerinde bulduğunu, o gün, bu işi başarıp başaramayacağı konusunda çok tedirgin olduğunu şu ifadelerle dile getirdi:

"Ödüm kopmuştu yüzüme gözüme bulaştıracağım diye. Sanırım Denktaş Bey’in intibası da pek iyi değildi çünkü korumalarına 'nereden buldular bu uyurgezeri?' demiş. Onlar da gelip beni uyarmışlardı 'Aman dikkat et' diye.

Allahtan tam o gün Asil Nadir’in İngiltere’den kaçacağı tuttu, tüm İngiliz basını da onun peşine düşüp buralara geldi, Cumhurbaşkanlığı'nın içi ve dışı bir panayıra dönüştü, ben de sanırım bu işi iyi kıvırdım da 'uyurgezerlik' ünvanım fazla uzun ömürlü olmadı.

Onun ardından da genel seçimler oldu, Demokrat Parti Meclis'e ve hükümete girdi, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı bakan; Özel Kalem Müdürü müsteşar; ben de Özel Kalem Müdürü oldum.

Denktaş Bey’in özel kalemi olarak serüvenim öyle başladı."

"KURALLARA UYDUĞUNUZ SÜRECE DÜNYANIN EN KOLAY İŞİYDİ"

Rauf Denktaş'la çalışmanın zorlukları sorusuna karşılık Karagözlü, işine ve Denktaş'a olan sevgisinden dolayı olsa gerek "Belirli kuralları vardı. O kurallara uyduğunuz sürece dünyanın en kolay işi idi. Gerçekten öyle idi" dedi.

"İŞKOLİKTİ... ÖZEL HAYATI YOKTU"

Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın işkolik bir adam olduğunu belirten Karagözlü, Denktaş'la yakın çalışma fırsatı bulan birçok kişi tarafından da dile getirildiği gibi özel hayatı olmadığını söyledi.

Karagözlü'nün ifadeleriyle Denktaş'ın günlük rutini şöyleydi:

"Haftanın yedi günü çalışan bir insandı. Sabahın erken saatlerinde mesaiye başlar, kabulleri bütün gün devam eder, gecesi büyük bir ihtimalle bir de yemeği olur, mesainin sonunda evraklarını çantasına doldurur, evine gider, bütün gece onları okur, mektuplar, talimatlar yazar, ertesi gün de o çanta benim masamın üzerine boşaltılırdı."

"BİRİNCİ KURAL: OKUMAK VE HATIRLAMAK"

Rauf R. Denktaş'la çalışmanın birinci kuralının, gelen tüm evrakları okumak ve hatırlamak olduğunu belirten Karagözlü, "Çünkü günün birinde aniden 'bana o evrakı getir' diyebilirdi, söz konusu evrak hakkında bir iki kelime ederek... Bir diğer kural da haftanın en az altı günü geç saatlere kadar mesai yapmaya hazır olmaktı. En büyük hassasiyeti ise Türkiye idi" diye konuştu.

"ÇOK İHANETLERE TANIK OLDUM"

Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Özel Kalem Müdürü Uğur Karagözlü, on yıl yanında çalıştığı Denktaş'ın şahsına karşı işlenen çok ihanetlere tanık olduğunu da söyledi, şöyle devam etti:

"Biri hariç hepsini affetmişti ama Türkiye’ye karşı en küçük bir saygısızlık, vefasızlık gösterisine tahammülü yoktu. Onun yanında çalışıyorsanız bunlara çok dikkat etmeniz gerekirdi.

Bir de eski mesai arkadaşlarına karşı saygıda kusur etmeyecektiniz. Dr. Küçükler, Osman Örekler, Nejat Konuklar vb. çok önemli idi. Ona dikkat edecektiniz.

Bunun dışında onunla çalışmanın zor bir tarafı yemin ederim hiç yoktu."

“AİLESİNİ HEDEF ALAN SİYASET ADAMINI ASLA AFFETMEDİ”

Karagözlü, Denktaş’ın asla affetmediği kişinin ise “ailesini çirkin bir şekilde hedef alan bir siyaset adamı” olduğunu belirtti.

"SADECE KIBRIS MESELESİNDE HAYIR DERDİ"

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı, hayatı boyunca tanıdığı en yumuşak kalpli insanlardan biri olarak tanımlayan Özel Kalem Müdürü Uğur Karagözlü, Denktaş için "Kıbrıs meselesi dışında kimseye 'hayır' deme kabiliyeti olmayan bir insandı" tanımı yaptı.

"HER GÜN KAHKAHALARLA GÜLERDİM"

Karagözlü, Denktaş'ın espri anlayışı çok güçlü bir insan olduğunu ve yanında çalıştığı yıllarda her gün, en gergin zamanlarda bile kahkahalarla güldüğünü söyledi.

On yıl boyunca, Denktaş'ın, yanında çalışanlara aksi bir söz ettiğine bir kez bile şahit olmadığını vurgulayan Karagözlü, kendisinin ise sadece bir kez Denktaş'ın aksi bir sözünü işittiğini, onda da Denktaş'ın çok haklı olduğunu ifade etti.

"CANI SIKILINCA 8 NUMARAYA GİDER, SURLARİÇİ TURU YAPAR, KAHVEHANEDE SOHBET EDERDİ"

Denktaş'ın canı bir şeye sıkılmışsa bunun faturasının asla başkasına çıkmadığını da kaydeden Karagözlü, "Arabasına biner, bizlerin '8 Numara' dediğimiz özel fotoğraf arşivinin olduğu binaya gider, çektiği fotoğraflara bakar, oradan çıkar bir Surlariçi turu yapar, bir kahvehanede kahve içer, insanlarla sohbet eder ve öyle dönerdi makamına... Stresini atmış bir vaziyette, yüzünde bir tebessümle, herkesi gülmekten kırıp geçirecek bir espri patlatmaya hazır bir şekilde..." diye konuştu.

“ZAVALLI DİPLOMATLARI HALLAÇ PAMUĞU GİBİ SAVURURDU"

Uğur Karagözlü, Denktaş'ın en çok bilinen özelliklerine de değinerek "En gergin toplantılarda bile aniden bir espri patlatır, o toplantı salonu kahkahalarla yıkılır ve ortam yumuşar ve tabiri caizse O, zavallı diplomatları hallaç pamuğu gibi savurmaya devam ederdi" dedi.

PLASTİK SANDALYE KALDIRMAYINCA MÜZEYYEN SENAR'LA BİRLİKTE YERE SERİLDİ

Karagözlü, Denktaş'la ilgili komik bir anısını ise şöyle anlattı:

"Denktaş Bey ile ilgili her hatırladığımda yüzüme bir tebessüm konduran bir anım da Müzeyyen Senar’ın sahne aldığı bir geceydi. Bir televizyon kanalının kuruluş yıl dönümü balosundaydık. Biz bir masada, Müzeyyen Hanım ise yan masadaydı. Bir ara Denktaş Bey fotoğraf makinesini aldı, ayağa kalktı, Müzeyyen Hanımın olduğu masaya geçti ve onun sandalyesinin kenarına ilişti. Hesaba katmadığı bir detay vardı ama... Sandalye plastikti ve ikisini birden kaldırmamış, bir anda ikisi birden yere serilmişler ve kahkahalar atarak ayağa kalkmışlardı.

"ÇOĞU TEŞEBBÜS ETTİ AMA..."

Bunun akabinde da Müzeyyen Senar’a bir anı plaketi vermek için sahneye davet edilmiş ve onu tebrik etmişti, ‘Hanımefendi sizi tebrik ederim. Bugüne kadar çok insan beni koltuğumdan düşürmeye teşebbüs etti ama bugüne kadar da kimse başaramadı, siz hariç’ diyerek.

Alkışlarla, kahkahalarla yıkılmıştı o mekan o gece..."

CUMHURBAŞKANI DİYE KARŞILANDI, DEVLET BAŞKANLARININ OLDUĞU MASAYA YÖNLENDİRİLDİ

Uğur Karagözlü, Denktaş'la unutamadığı anılarından bir diğerini şöyle paylaştı:

"Bir de bir İslam Konferansı Örgütü toplantısının yapıldığı Cidde’yi hiç unutamam. Uçak bağlantılarından kaynaklanan nedenlerle bir kaç gün erken gitmiştik Cidde’ye. Devlet Konukevi’nde misafir edilmişti. Keyfi yerindeydi. Gittiği her yerde çok büyük hüsnükabul görmüştü. ‘Sayın Cumhurbaşkanı’ diye takla atıyordu görevliler. Kapanış seremonisinin ardından verilecek yemeğe gittiğimizde ise kapıda karşılanmış ve “Sayın Cumhurbaşkanı yeriniz burası” denilerek devlet başkanlarının olduğu masaya yönlendirilmişti.

"HER HOROZ KENDİ ÇÖPLÜĞÜNDE ÖTER"

Ve Adana üzerinden Kıbrıs’a dönmüştük.

Uçak, Beşparmak dağlarına doğru alçalmaya başladığında ve Mesarya ovası belirince pencereden dışarıya bakmış ve 'İnanma' demişti bana.

'Neye efendim?' demiştim.

'Her horoz kendi çöplüğünde öter.'"

Denktaş'ın insanları güldürmeyi bilen bir insan olduğunu vurgulayan Özel Kalem Müdürü Uğur Karagözlü'nün, "kasıklarıma ağrılar girene kadar gülmüştüm" dediği bir başka anısı da şöyle:

"Keyifli olduğu bir gecede Larnaka’ya çıkacaklar diye bir tekneye binip de Larnaka yerine Karpaz’a çıkıp Rum polisler tarafından tutuklanmaları hikayesini anlatmıştı. Kasıklarıma ağrılar girene kadar gülmüştüm yine. Özellikle tekne yolculuğu esnasında Nejat Bey’in güneş yağı sürünüp güneşlenmesi kısmına..."

DEV POLİTİKACI... KURNAZ DİPLOMAT

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın hayatını kaybettiği 13 Ocak 2012'de ona karşı düşünceleri ne olursa olsun herkesin Denktaş için "dev bir politikacı, çok kurnaz bir diplomat" görüşünde hemfikir olduğunu söyleyen Karagözlü, bunun özellikle Türkiyeli siyasilerle ilişkilerinde hissedildiğini kaydetti.

"DEMİREL'LE SOHBETİNE DOYUM OLMAZDI"

Uğur Karagözlü, Denktaş'ın Türkiyeli ve yabancı politikacılarla ilişkileri konusunda ise şu anekdotları paylaştı:

"Bir Demirel vardı mesela. İkisinin sohbetine doyum olmazdı. Kırılırdınız gülmekten. Ecevit vardı, sohbetlerinde nezaketin zirvelerde dolaştığı, hayran kaldığınız sohbetler. Tansu Çiller vardı Denktaş Beyi sanırım hiç sevmeyen ama Denktaş Bey’den ödünün koptuğu da çok belirgin olan.

Ve de kurnazlık ve zekilik açısından dengi olan Kliridis vardı. Karşılıklı saygının hakim olduğu.  Ve de Annan Planı’nın esas mimarı olan David Hannay vardı. Karşılıklı oynanan bir kaç-kovala oyununun başrol oyuncusu olan..."

Denktaş'ın Özel Kalem Müdürü Uğur Karagözlü, İngiliz Okulu'nda mezun olduktan sonra Gray's Inn'de hukuk eğitimi gören Denktaş'ın, çok zeki biri ve İngilizcesi'nin de mükemmel olduğunu belirterek, "Ağır bir aksanı vardı ama mükemmel idi. Rumcası hakkında ise zerre kadar bir fikrim yok. Eminim çok iyiydi ama ben Rumca bilmiyorum ve de bir kez bile Rumca konuşmasına tanık olmadım" dedi.

Karagözlü, Denktaş'ın İzmir'de yaşayan ablası Neriman haladan, çocukluğuyla ilgili bir anısını dinleme fırsatı bulduğunu belirterek, "Küçük bir çocukken evlerinin avlusundaki ağaca tırmanıp milliyetçi, mücadele dolu şiirler okurmuş Denktaş Bey. Sanırım bir kez bile neden Rumca konuşmasına tanık olmadığımı bu izah ediyor" ifadelerini kullandı.

"İNANÇ İNSANIYDI, HAYATINI BU İNANCA ADAMIŞTI... DENKTAŞ DEYİNCE ÖNCE MÜCADELECİ YÖNÜ AKLIMA GELİR"

"Denktaş bey bir inanç insanıydı. Bu adada bir Türklerin Rumlara karşı bir varoluş mücadelesi içinde olduğuna inanmış bir insandı. İnandığı şeye yürekten inanmış, hayatını da bu inanca adamış, bu nedenle de ailesini ihmal ettiğini düşünen bir insandı" diyen Karagözlü, Denktaş dendiğinde aklına ilk olarak işte bu mücadeleci yönünün, ardından dehasının, sonra da insanlığı ve babalığının geldiğini vurguladı.

“YAZMAK ENERJİ VE HUZUR KAYNAĞIYDI”

Denktaş’ın uzun yıllar görev yaptığı Saray dışındaki vaktini nasıl geçirdiği sorusuna Karagözlü’nün yanıtı şöyle:

“Yazarak ve okuyarak… Denktaş Bey okuyan ve yazan birisiydi. Her pazartesi masamın üstünde muhakkak hafta sonu kaleme aldığı uzun yazılar bulurdum. Onun enerji ve huzur kaynağı idi yazmak. Bazen de plansız programsız arabasına atlar ve köylere giderdi.”

“AİLESİNİ İHMAL ETTİĞİNE İNANIRDI AMA BENCE TEK KELİMEYLE MUHTEŞEMDİ”

Uğur Karagözlü, Denktaş’ın aile ilişkileri konusunda “Bence tek kelimeyle muhteşemdi. Mükemmel bir eş, baba ve dedeydi bana ve ailesine göre. Gerçi o her zaman aksini düşünmüş ve dile getirmişti. İşleri nedeniyle onları ihmal ettiğine inanırdı” dedi.

Denktaş’ın, çocuklarının aldığı kararlara asla müdahale etmediğini belirten Karagözlü, yakın geçmişte, Denktaş’ın çocuklarına ve torunlarına “nasıl bir baba ve dedeydi” diye sorduğunu ve onların da kendisiyle hemfikir olduğunu anlattı.

Uğur Karagözlü, aileyle bu konuda yaptığı sohbeti şöyle aktardı:

“Kızı Değer ‘Daha ne yapacaktı?’ diye sordu ve anlattı: Küçüklüklerinde Ankara’da ve burada ilkokula giderken kahvaltılarını her sabah babalarının hazırladığını, onları babalarının giydirdiğini ve okula yolladığını…

Torunu Ender Bahri, dedelerinin her zaman, iş programı ne kadar yoğun olursa olsun onlara zaman ayırdığını, sevgi gösterdiğini anlattı.

Gelini Müge Denktaş ise Denktaş Beyi (bana göre) çok farklı kılan bir özelliğinden bahsetti. Denktaş’ın nefsini öldürmeden kendini öldürmesinden... Ruhunu arındırmış birisiydi. Dünya malında zerre kadar gözü yoktu. Hiçbir zaman para, gösteriş hırsı olmadı. Para hiçbir zaman hedefi olmadı, ne de mutluluk veya üzüntü kaynağı…

“TARİHİN ONU NASIL HATIRLAYACAĞI ONUN İÇİN ÇOK ÖNEMLİYDİ”

Tarihin onu nasıl hatırlayacağı onun için çok daha önemliydi. Hem de çok...”

ÜÇ EVLAT KAYBEDEN BİR BABA…

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, üç evladını kaybeden acılı bir babaydı. Ama bunu çok az yansıttı.

10 yıl boyunca sağ kolu olarak yanında bulunan ve ailesiyle de yakın ilişkilerini halen sürdüren Uğur Karagözlü, “üç çocuğunu kaybetmek Denktaş’ı nasıl etkilemişti” sorusuna karşılık şunları söyledi:

“RAİF ASLA KAPANMAYAN BİR YARAYDI”

“Bence çok derinden, özellikle Raif’in kaybı… Ama bu konuları hiç açmazdı. Her ne yaşıyor, hissediyorsa içinde yaşıyordu, dışa hiç yansıtmadan.

Ama dediğim gibi bence Raif onun için asla kapanmayan bir yaraydı. Bunu da en çok Raif’in çocuklarını gördüğünde gözlerinde parlayan ışıltıdan anlardınız.

“EN MUTLU AN RAUF ALP’İN MEZUNİYET KONUŞMASI”

Onu en mutlu gördüğüm an da, sanırım Raif’in büyük oğlu Rauf Alp’in üniversitedeki mezuniyet törenindeydi. Bir konuşma yapmıştı orada Rauf Alp. Ateşli bir konuşma. Denktaş Bey’i o gün orada gördüğüm kadar mutlu ve gururlu sanırım hiç görmemiştim.”

Uğur Karagözlü, Denktaş'ın cenaze töreninin ise ona yaraşır şekilde gerçekleştiğini, cenazesinde; 7'sinden 70'ine, yaşarken seveninden sevmeyenine, herkesin onun arkasından yürüdüğünü, her Allah’ın kuluna nasip olmayan, olamayacak bir cenaze töreni olduğunu sözlerine ekledi.

TAK-ÖZEL

Güncelleme Tarihi: 12 Ocak 2019, 17:08
banner81
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER