İki Mağusalı Ressam

Mağusa ve Maraş’ta doğup, hayatlarının bir bölümünü buralarda geçirmiş Mağusa’lı iki ressam

İki Mağusalı Ressam
banner78

George Pol. Georgiou (1901-1972)

Mağusa Suriçi’nde doğmuş ve uzun yıllar burada yaşamış dünya çapında bir ressamdır...

Kıbrıs’ın ilk ve en önemli ressamlarından birisidir. Liman şehrinin tarihi eserlerini ölümsüzleştirmiştir. Resimleri tüm Avrupa’yı gezmiş, hayranları tarafından teşhir edilmiştir. Bugün ayakta duran malikanesi geçmişin sırlarını saklamaktadır. (Ressamın evi, Suriçi’nde Naim Efendi Yolu’nda olup ‘Kraliçenin Evi’ diye bilinen Venedik Evi’dir)

Bir ziyaretçi malikanesini şöyle tarif eder:

Üç odalı bu yerin odalarına bahçeden birkaç basamakla çıkılır; odalar basit Kıbrıs eşyaları ile süslenmiştir. Beyaz sıvalı duvarların üzerinde Kıbrıs tabakları vardır. Kıbrıs’a özgü oymalarla süslü ahşap bir raf ile odalar ayrılmıştır. Georgiou’nun mavi ağırlıklı resimlerinin izleri bu sıvalı duvarlarda görülebilir. 1940’ların sonuna doğru sanatçı, malikanesinin bahçesine bir şapel yaptırır ve freskolarını kendisi boyar. Eski taşlarla inşa edilmiş bu şapel Bizans stilinde yapılmıştır.

Georgiou, Avrupalı yazar ve ressam konuklarını burada ağırlamaktan zevk duyardı. Akşamlarını Kıbrıs mezeleri ve içkileri eşliğinde şakalar yaparak geçirenler arasında Lawrance Durrell ve Patrick Leigh Former (isimli İngiliz yazar ve gezginler) de vardı. Georgiou arkadaşları ile, gece ilerledikçe sarı taşlı duvarlarda bira açma yeteneklerini de gösterirlerdi.

1950’lerde malikane İngiliz yazar Molly Izzard ve ailesine kiralanır; Molly’nin Kıbrıs’ı tanıması ve sevmesi Georgiou sayesinde olur. Yazarımız, buna ‘Özel Bir Hayat- A Private Life, 1963’ isimli kitabında yer vermektedir.

Molly Izzard: George, Türkler hakkında saygılı ve memnuniyetle konuşan tek Rum; Mağusa’yı büyük bir sadakatle seven biri. Ilık akşamüstü yürüyüşlerimizde bana Mağusa’yı anlatırdı.

George Georgiou: Ben küçükken, burası bir rüya şehri idi. Burasının, dünyanın en güzel şehri olduğunu düşünürdüm. O zaman her yerde dükkanlar vardı. Bunlardan biri berberimdi. Yaşlı Naim Efendi hayatta iken, evinin terasında şehrin ileri gelenleriyle otururdu. Kadınlar ise pırıltılı elbise ve renkli şemsiyeleriyle papağan kuşuna benzerdi.

Molly Izzard: Ada süratli bir şekilde değişmekte idi. Georgiou’nun tuvale tekrar tekrar aktardığı dans eden ve dua eden köylüler yavaş yavaş yok oldu.

Lawrence Durrell de bu değişimi görenlerden biri idi. İngiliz idarecilerin bu duruma karşı bir şey yapmamalarını yadırgamaktadır. Durrell’e göre, yeni koloninin kimliğini korumak için hiçbir şey yapmıyorlardı. Aksine Kıbrıs küçük bir İngiltere’ye benzemeye başlamıştı.

Lawrence Durrell: Düzen ve hak, yanında birçok çirkinliği de getiriyorsa ne değeri var? Carcassonne’ye rakip çıkacak surlarla çevrili iki şehri gözümüzün önünde mahvetmeyi başardık. Oysa, biraz şehir planlamasıyla turistlerden milyonlarca gelir elde edebilirdik.”

(Lawrance Durrell, ‘Acı Limonlar’ olarak Türkçeye çevrilen ‘Bitter Lemon of Cyprus’ isimli kitabın yazarı olan İngiliz edebiyatçıdır.)

***

Kıbrıs’ın çok toplumlu ve çok kültürlü yapısı içinde yetişmiş Mağusa’lı bir Rum ressamın ve onun sayesinde Mağusa ile adamızı tanıyan ve seven iki İngiliz yazarın görüşlerini ben de ilk okuduğumda biraz sarsılmıştım. Mağusa, senin ya da benim değil hepimizindi aslında. Tüm dünya halklarının bizlere miras bıraktığı ortak bir değerimizdi. Kimliğimizin yok olması ve onun mücadelesi yarım asırdan fazladır sürüp gidiyordu. Kendini adalı hisseden herkes emperyal güçlere karşı, adalı kimliğinin korunmasını savunuyordu. Bu düşüncede olan ve bunu hisseden bizler değildik sadece. Bizlerden önce bu topraklarda yaşayan adalılar ve buralarda yaşamış Mağusalılar da ayni şeyleri yaşamış ve hissetmişlerdi.

Bunları okurken ve düşünürken sarsılmamak elde değildi. Burası ortak vatanımızdı aslında ve buraya aidiyet duyan herkes için, ortak kaygıların olması kadar doğal ne olabilirdi ki...

***

Xanthos Hadjisoteriou (1920-2003)

Mağusa’nın altın kumsallarının bulunduğu Maraş’ın sahillerinde yaşamış bir başka dünyaca ünlü ressamdır...

Resimleri o kadar bilinen bir ressamdır ki Kıbrıslı Türk veya Rum fark etmez, resimlerini gördüğünüz anda “bunlar işte O ressamın resimleridir” dersiniz. Mağusalılar O’nu ve evini çok iyi bilmektedirler. Evi, Maraş kumsallarının bitiminde, kendisinin ‘manastıri’ diye adlandırdığı evdir. ‘Ressamın Evi’ diye bilinen bu ev şu anda atıl durumdadır ve eski günlerini aramaktadır.

Xanthos’un resimlerindeki kadınların boynu hep büküktür. Niye boynu bükük kadınlar çizdiğini bilmiyorum. Hayatımızın bir çeyreğini ayni kentte yaşamış olsak da ressamla tanışma ve konuşma fırsatım olmadan, evine ve kentine özlem içinde dünyamızdan göçüp gitmiştir.

Evinin atıl halini ziyaret ettiğimde her bir taşının ne kadar özenle seçilip konulduğunu hissettim. Her taşında ve her köşesinde ressamın dokunuşlarını hissedebileceğiniz bu ev şimdilerde Akdeniz’in dalgalarına ve kumsallarına bekçilik yapmaktadır.

Xanthos’un, 1974 sonrasında uzun yıllar Derinya bölgesinde sandalla denize açılıp evini saatlerce uzaklardan izlediğini birçok Mağusalıdan da dinleyebilirsiniz.

Fresko: Kireç ve mermer tozu karışımı yaş sıva üzerine yapılan sulu boya resim

banner81
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER